yahu insanların dışarı çıkıp birşeyler içmesi çok garibime gidiyor. yani neden? yani dışarı çıkıp, bizbize oturacaksak eğer, dışarı çıkmak neden? saçma. çok saçma. bu hayattaki çoğu şey saçma zaten.
mesela neden dünya üzerindeki canlılar küçükken oyun oynuyorlar. oyun oynamak neden? saçma değil mi? hı? adam dünya üzerindeki şeyleri simüle ediyor kafasında ve birşeyler kuruyor. birisi bunu bana açıklamalı. belkide açıklamamalı. neyse. önemsiz.
anlayamadığım. şarkı söylemek nedir ey sevgili okur? neden insanlar belirli kelimeleri belirli bir melodi haline getirip söylemek için bir çaba içindeler. bu saçmalığı dinleyip neden mutlu oluyoruz? hiç düşündünüz mü? yıllardır düşünüyorum bi mana verebilmiş değilim. bu yazıyı yazarken şarkı dinliyor olmam da daha bir ironik.
“böyle böyle” deme muhabbetinede yabancı kaldım hep. “git kıza böyle böyle de” diye bir öbek var… evet lise yıllarında her genç erkeğin duymuş olduğu bir öbek. bende ne zaman bir aptal aşık görsem kullanıyorum. “git kıza böyle böyle de” kıza nasıl böyle böyle denir ki? bi fikriniz var mı? benim yok. evet. maalesef.
takıldığım farklı bir hususda, lan ben dünya üzerinde yaşayan bir canlı olarak neden dünya üzerinde özgürce dolaşamıyorum. yani sınır diye bi kavram var. yahu sınır nedir? o sınırı koyan kimdir? ne oluyoruz yahu? bir tane hayatımız var belirli bir alana kısılmak durumundayız. ilginç değil mi? yani ben edirneden öteye geçmek istediğimde bir takım güçler beni engelliyorlar. parsel parsel eylediler dünyayı. ne diyelim.
neyse sorun değil bunlar. konumuz ne? aslında konumuz yok… güzel kafamla bir milyon kişi olduk yazıyoruz. içimde bir milyon kişi var.
tam da bu noktada ilginç bir şarkıya yer vermek istiyorum… “bu iş zor yonca… çünkü insanlar yıllar boyunca.. hiç soru sormadan durur…” yonca kim? bilmem. umrumdada değil zaten.
takıldığım konulardan biri de uyku. maalesef. neden bunun standardı 8 saat. neden 5 değil? zamanım yetmiyor. olmuyor. sizin yetiyor mu? yapmam gereken dünya kadar iş var. cidden. yani yukarıda danıştay gibi birşey yok mu şu uyku saatleriyle ilgili düzenlemeyi iptal edicek. daha evvelden bir yazımda değinmiştim buna… yani onlar melek değil kurum demiştim. tabii siz sallamamıştınız. misal azrail dediğimiz can alma kurumu. bünyesine memurlar var gelip can alıyorlar gibi. işte uyku saatine itiraz ediyorum. iptal edilsin.
“konuşmasam taş olsam? yine de oynar mısın benimle?”
bu arada chor aleksadrowa’nın oczi cziornyje adlı parçasını dinlemelisiniz. zaten dinlediğinizde şarkıyı bildiğiniz ortaya çıkıcak filan. gereksiz bir ayrıntı ama bu şarkı nasıl olurda rus halk şarkısı olur dedim ben. evet bu rusların halk şarkıları var. ciddi anlamda çok eğlenceli. ve ben bunları seviyorum. bir de “o sole mio” var ama bu konuyu uzatmamak lazım diye düşünüyorum. sadece birgün; yani ilerde bir gün kızıl meydanda yürürken fonda şu adı oczi ile başlayan şarkı çalmalı ve hafiften kar yağmalı. gerisi boş.
hemen akabinde savaş denen şeyin ne kadar mantıksız olduğunu düşündüm geçen. lan sokakta iki adam kavga edince acayip bişi ama milyon kişi bir araya gelip kavga edince orjinallik oluyor da adı savaş oluyor üzerine taktikler yapılıyor.. ölenler kutsanıyor filan. madem mikro yaklaşımda şiddetle hiçbirşeyi çözemiyoruz, makroda neden böyle oluyor arkadaşım? yani dünya üzerinde hiç ordu kalmasa ne kadar güzel olur lan. olmaz mı?
Şimdide sözü varoşara getiriyorum. simcity denen oyundan evvel bunlar hakkında öyle derin düşüncelerim yoktu. fakat hepsi için diyebileceğim tekşey; light residental olduklarıdır. evet. bu kısmı simcity oynamayanlarınız anlamayacaklar ama olsun. light eresidental oyunda ev yapılması için ayırdığınız düşük vergili arsa. buralar istanbul açısından ele alırsak bir bağcılar, bir bayrampaşa, bir güngören, bir bahçelievler. insanlar neden buralarda ikamet ederlerde memeleketlerine dönmezler anlam veremem. kötü.
neyse ben ve mantıksız düşüncelerim başbaşaydık. şimdi sıkıldık gidiyoruz. evet. yeter bu kadar. ama ben hayvan olsaydım kesin ağustos böceği olurdum. öylesine kötü bir fıtratım var. hatta bir yolu olsa ağustos böceği olurum. şimdi bile. ama sanırım şu ara mümkün değil. yani şu dönem. aslında demek istediğim şu avatar filmindeki muhabbet. beni ağustos böceğine dönüştürn. tüm kara parçalarında.
gitmeden evvel. cemal süreyya’yı seviyorum. ama o beni sevmior olsa gerek… Banko diye bir şiiri var bayılıyorum…
“bekarlara ev vermiyorlar doğru… evlilere kız vermedikleri de doğru.. bu yüzden birgün seni bırakırım ya.. tütünü bırakmak gibi birşey olur bu. evet. gün geliyor bıkıyorum senden..ama istanbuldan bıkmak gibi birşey bu.. gi istersen cüzzam kap bir yerlerden.. görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu…”
insanın çapkınlık yapası geliyor. anlayamıyorum. evet.
sen ve bir suru kisi olunca *1 milyon* daha guzel yaziyormussunuz. ayrica bu yabancilasma ne tanidik be piyar
sıkıldım ulan. sanrm bu yabancılasmada o oluor.=)
ben de sıkıldım..