insanoğlunun aya gidebilmesi her zaman çok saçma gelmiştir bendenize. misal bana trilyon verseler o uzay gemisi denen alete binipte ay denilen yere gitmem.
gidenlerede çok şaşırırım. sen karını, çocuğunu, mis gibi evini bırak “hacım aya ilk adımı ben atıcam” diye hırs filan yap.
özellikle bu hırsın henüz bilgisayarın çok da aktif olmadığı bir dönemde yapılması daha da çılgıncadır gözümde. evet çılgınca.
bu çılgın astronotlara sormak istiyorum;
“lan olm manyak mısınız? mühendislerin kağıt kalemle yaptıkları hesaba güvenipte aya gidilir mi?”
burada bir paradoks oluşuyor sonra… lan bu soruya “evet” cevabını veren adam astronot olmamalı diyorum içimden. ama nafile.
sonra ntv denen kanalın bir garip, aya iniş belgeselini izlerken buluyorum kendimi.
sevdiğimden yada ilgi duyduğumdan değil; sırf aynı anne ve babaya sahip olduğumuz için muhattap olmak zorunda kaldığım insan sevdiğinden. iyi çocuk esasında. yeminlen. ama zekası bana göre fazla geri.
aramızdaki 12 yaşa verip; onunla beraber izlemeye devam ediyorum belgeseli…
adamlar hakikaten hesabını kitabını, bilgisayar olmadan yapmışlar; yörünge denen yere uzay aracını oturtup 2 tur attırmışlar; 3.turda aya doğru hareket etmişler; sonra bu aracın benzini, havası, suyu, yağı bişiyi bitmeden aya indirmiş sonra da geri döndürmüşler. en ufak bir kaza dahi yapmamışlar lan.
belgesel bitişinin ardından, kardeşi yatağına yoladıktan sonra; medieval oynamaya devam ettim bende. dediğim gibi aya gitmek fazla ilgimi çekmiyordu. ama kardeşin ilgisini fazla çekmiş olucaktı ki uykusunda bir takım parametreleri sayıklıyordu. yanına uzandığımda farkettim. komikti. uykusunda 45 saniyelik benzinleri kaldığını houstona bildiriyordu. ateşleme için gerekli benzinleri kalmazsa nolcağını sormaya çalışıyordu ki başını okşamaya başladım. sakin olmalıydı. bunları düşünmeyi bırakması lehine olacaktı. zira ateşleme için yeterli benzini olmadan aya inmiş olmak, çok büyük mallıktı. ve bu mallığı farketmesi çocuğun gelişimi açısından
çok da iyi şeylere sebebiyet vermeyebilirdi. yeminlen.
başını okşamamla beraber sustu kendisi…
herhalde uyumakta olduğunu hatırladı.
ve uyuyan insanlar genelde konuşmazlardı. aya inmek bunun bir istisnasınıda oluşturmuyordu hani.
sabah uyandığımda yanımda bulamadım veledi. uykulu gözlerle evin içinde kendisini ararken; balkondan gelen sesi duydum;
5.. 4.. 3..
aman tanrım kardeşim aya mı gitmeye çalışıyordu? yetmezmiş gibi bizim balkon artık bir balkon değildi, fırlatma rampasıydı. kardeşi durdurmalıydım. zira kendisi uykusunda yapmış olduğu denemelerde aya benzinsiz olarak iniş yapmıştı. geri dönemezse akşam valide eve geldiğinde beni biçebilirdi pek ala.
2.. 1..
“duuuur!? laaan” olmamıştı. yakalayamadım. fırlattı kendisini.
korkarım ki zekası geri olsada hayalgücü fazlaca genişti. elindeki sopayı önüne doğru tutarak yavaş yavaş evin içine doğru ilerlemeye başladı. yetmezmiş gibi motor sesi olarak “vıfııııışşşş” diye birşey kullanıyordu. yanımdan geçerken tek elini kaldırdı, selam verdi…
“houston, yanımdan abim geçti selektör yaptım”
ne desem boştu. kardeş uçmuştu. ne içmişti acaba? neyin kafasını yaşıyordu. sesimi çıkaramadım. mutlu bir ergenlik dönemi geçrirebilmesi için susmalıydım.
sanırım bir nakliyat firmasında astronottu; dünyadan aya kum filan çekiyor olabilirdi. belki de mekiğin arkasında liselim yazıyordu. ama ben yaşım büyüdüğü için artık göremiyordum.
göremiyordum lan. lanet olsun.
ben umutsuz bir biçimde televizyonu açmış sabah haberlerini izlerken; bizim nakliyatçı astronot, aya iyice yaklaşmıştı. çayımı yudumlarken artık aya iniş vaktinin geldiğini farkettim.
adımları iyice yavaşlamış, mekiğin ön tarafı aşağıya doğru eğilmeye başlamıştı.
“houston”
değişen ses tonuyla; “seni dinliyoruz”
eski haline dönen ses tonuyla; “aya çok az kaldı”
“kolay gelsin” -evet, çok gereksiz bir konuşma yapmış, mekiğin aküden yemişti, olmadı kardeş… olmadı.-
aradan geçen 30 saniyede yavaş yavaş diz çöktü. elindeki sopayı yere doğru kaydırmaya başlamıştı ki; birdenbire dengesini kaybetti bizimkisi. evet. rol yapmıyordu.
gerçekten de dengesini kaybetmişti.
sağ elinin orta parmağının üzerine elindeki sopayı “taaaak” sesi eşliğinde indirdi o denge bozukluğuyla.
evet benim mal kardeşim aya inememişti. başaramamıştı. son anda dengesini kaybedip düşmüştü. ben gülmeye başladığımda o ağlıyordu.
başlarım lan sağlıklı ergenlik dönemine dedim. böyle demeliydim lan çünkü herif bildiğin hayal kurarken; aya inememiş düşmüştü.
bu olayın üzerine yine düşünceler aldı beni.
“ulan bu astronotlarda iyi direksiyon varmış haa” dedim.
evet.
astronotlarda iyi direksiyon vardı.
bu yazıyı okudum ben daha önce yahu. blog mu bozuldu yine.
yok n’ayır. ben sıkıntıdan şeettim:)